Eleni Karaindrou’ya
Şimdi ben
elbette yine sırtüstü yatmış, yitiksizliğimin ve kazanımsızlığımın yani anadan
doğma cesedimle öyleceliğimin tadına vara vara yatağın soğuk çarşafında
kollarımı bacaklarımı serinletiyorum ve konu elbette bir şekilde yine sana
geliyor. Ben de bunu bekliyordum, teşekkür ederim.
Diyeceğim şu
ki, herhangi bir lafımdan dolayı kendini benle konuşmak; bana bir şeyler
anlatmak; beni teselli etmek zorunda hissettiysen – hani bazen karşıdaki öyle
zavallı bir durumdadır ki başka zaman tek kelime etmeyeceği hâlde sırf karşıdakini
o hâlde bırakmamak için konuşmak zorunda kalır insan ya da işte bundan başka
canını sıkan başka hareketlerim de olduysa hepsi için özür diliyorum. Gecelerimi
günlerimi kalabalıklaştırdın, çok teşekkür ederim. Sen çok güzelsin. Ne yazık
bana ki bir kere bile kucaklayamadım seni. Hem öyle güzelsin ki, kendine karşı
suçlu olanlar bir tarafa; kendine karşı suçlu olmayanları dahi affettiriyorsun
insana. Seni düşünmek ruhuma öyle bir yücelik katıyor ki birden tüm insanlarımı
salıveriyorum. Oysa ben o insanları tek tek, sinek avlar gibi tek tek
kafalarına gözlerine vura vura; belki hayır daha çok vahşi bir hayvanı avlar
gibi bin bir kurnazlıkla yakalamıştım. Üşenmediğim zamanlarda hepsine ayrı ayrı
tuzaklar kurmuş bazense sıkılıp hepsini bir anda bacaklarından yakalayıp
kafamda hapsetmiştim. Bundan sonra onlara ne çay ne çorba! Gel gör ki sen
aklıma düşüverince hepsini birden azat ediyorum kulaklarımdan burunlarımdan
salıveriyorum, bunu öyle bir sarhoşluk ve coşkunluk içinde yapıyorum ki; seni
düşünmekten sonra tekrar kendime geldiğimde, bütün mahkûmlarını bir gecede
kaybetmiş çaresiz bir cezaevi müdürü gibi içime kapanıp küsüyorum. Sonra baltamı
kaptığım gibi peşlerine düşüyorum, yakaladıklarımın beşini onunu birden idam
ediyorum, oracıkta. Siz olmasaydınız o hep benle olurdu öyleyse alın hakkınızı!
Keşke hep
benle olsan. Gerçi sen bunun taraftarı değilsin ama keşke senden iki tane olsa
ve biri hep sadece benle olsa. Ne var ki sen bir tanesin hem de birin en tekil
halindesin. Bense şimdi şehir görmüş taşralı bir çocuk kadar şaşkınım, yani
bütün bu parlak camlardan, bütün bu asansörlü yüksek binalardan neden bizim de
yok; yani şöyle senli bir hayat…
Her uyku
öncesi kendime dilediğim üzere geçen gün şükür ki senli bir rüya gördüm. Elimi
tutmuş, benden gidiyordun. Elimi bırakmadığın için de gidemiyordun. Etraf nasıl
geceydi bunu ben bile anlatamam. Gecede sadece elin vardı, bir de önümüzde
ardımızda dans eden seyirciler. Yıkık bir duvarın önünde, el ele, zıt yönlere
ayrılmaya çalışıyorduk ve gökyüzünde aynı melodi gecenin başından sonuna
sürüyordu. Sen gitmeye çırpındığın için sürüyordu çünkü gitme diye sonsuzluğa
kesiyordu, yani seni de ancak o an yitirmek üzere bulmuştum tüh yazıklar olsun
bana! Bütün bunları acaba sen mi aydınlatıyordun bilmiyorum ama geri kalan her
şeyi gece örtüyordu. Bu böylece bir şiir gibi sonsuza dek sürüyordu çünkü
sürmediği takdirde ben uyanmışım demekti. Fakat sonra uyandım. Uyandığımı da
şundan anladım; çünkü sen yoktun. Ne zaman uyansam sen olmuyorsun, ben böylece
evet işte ben yaşıyorum diyorum. Sensiz de yaşanırlığın temrini artık bütün
uyanmalarım. Uyandım, tıpkı şimdi yaptığım gibi, vücudumdan ateş kesilen
çarşaftan kurtulup yatağın serin serin yerlerinde kollarımı bacaklarımı
dinlendirdim. Biraz serinleyince de yine döndü dolaştı sana geldi aklım.
Bir karar
verdim: Sensizlikten kurtulacağım. Peki nasıl yapacağım, işte ona da bugün
karar verdim. Seni terk edeceğim. Eğer sen beni terk edersen ben bu yılgınlığı
kaldıramam sensizliğim katlanır ama vazgeçen ben olursam bir tercih yapmanın
sorumluluk bilinci ile bir süre idare edebilirim. Sen beni bırakırsan, yani
kendimi buna inandırırsam yine de her sabah ben sensiz uyanacağım. Artık sensiz
uyanmamak için ben seni terk etmeliyim. Artık sensizliğe katlanamadığım için
terk edeceğim seni. Sensizliği terk edeceğim. Sonra da yatağıma uzanıp, gece
gökyüzümüzde saçlarından başlayarak her yana uzanan o melodiyi dinleyeceğim,
bir gün sen bensizliği terk edip gelene dek ya da sonsuza kadar.
Belki yanlış
bir şey yaptım, belki yapmamam gereken bir şey yaptım yani sana veda ettiğimi
zannederek… Senden başka aslında herkese böyle böyle anlatıp sızlanabilirdim o
zaman canını sıkmazdım, gerçi canını sıkabildiğimi iddia etmiyorum ama yine de
biraz yakınız birbirimize bence. Yani sen de şöyle bir iki adım gelmemişsen de
bir dönüp bakmışsındır benden tarafa, yani bunu anlatmaya çalışıyorum insan
paçasından asılıp duran bir şeye nedir bu diye bir eğilip bakar, öyle değil mi?
Öyle desene. Öyle.
(Sen bana ölü
doğmuştun, ben senin kalbini çalıştıramadım.)
Haziran, 2014
tebrik ederim... hatice eğilmez kaya
YanıtlaSilçok teşekkür ederim hatice hocam
Sil