dünyanın bütün dağ başlarına
Biz ne için
toplanmıştık burada? Bu dağ başları, bu yeşiller allar morlar karalar, bu bütün
hayat uçsuz bucaksız topraktan ve bir soluk nefesten kurulu gibi duran
manzaralar, ne bunlar? Birine bir şey mi anlatıyorduk, birilerine bir şeyler mi
anlatıyorduk, ne yapıyorduk? Yani bizi bir deniz kenarındaki soğuk çimen
uzantısından ta buralara, dağ başlarına getiren neydi? Bu dağ başlarından tüm
denizlere dökülen, tüm denizleri besleyen o ırmak saçlardan bizi bir yudum
içmeye getiren; yani bizi bir sevdadan bir sevdaya götüren ne oldu? Gece gündüz
tepemizde akan yıldızlar mı? Çiçeklerin bir açıp bir solması mı? Durmadan
sıcağa oradan da serine göçen kuşların kanatları mı? Bir manav önlüğü, kenarları
gevrek bir tandır ekmeği, bir yayla çocuğunun ilgisi, bir patika mucizesi mi;
hangisi? Bizi buraya getiren, bize bundan sonra ne yapacak? Yine bir süre
buralarda oyalayıp, bir gün herkesten erken uyanarak; üzerimizde uykumuzla
kolumuzdan asılıp bizi nerelere sürükleyecek? Yoksa biz bundan sonra tek iş
seni mi düşüneceğiz? Hep bunların cevabı var mıdır? Önceleri hep bunların birer
cevabı vardı elbet, fakat hâlâ varsa bile bir önemi yok artık.
Göçmen kuşlar göçleniyor senden bu yana. Kendi dilinde bir
halk şarkısı söyler gibi güzel, öyle rahat uçuyor uzaklara göçmen kuşlar; bu
tepemizden doğru artık bizim olmadığımız yahut hiç olmadığımız yerlere. Ben
ise, onların aksine, yani sana doğru, hep sana doğru, kara gözlerinden bir
tohum düşeli beri dört yanım çiçekleniyor senden bu yana, gönlüme eş dağ
etekleri arıyorum bu dağ başlarında. Gönlüme doğan bir kulun zıplayıp
koşturuyor bin yana, onu alt edecek bir çayır…
Neleri bıraktık da geldik buralara… Bunun hiçbir önemi yok
bu göçte. Bu göçte bizim neleri bulup da geldiğimiz önemli. Alışkanlığımız bir
şeyi bulup kahrolmaktır, yine öyle bir yoksunluk bulduk, ilkin kendimizde;
ardından tüm hayatta. Kendinde olanı aramışsındır muhakkak, olmayanı da aradın
mı hayatta hiç bulmamak ümidiyle? Şimdi, olduğum ya da olmadığım her şeyi bir
yana bırakıp şöyle üzerleri yosunlu taşların diplerinden fışkıran dağ çiçekleri
olmak varken, hep olmadıklarımı olma; bulduklarımı arama çabası neden? Çünkü
incecik boyunlu bir kulun baharlarla bir geldi düştü içime, ona uygun bir toprak…
Sahi, o çiçek, yani şuradaki işte, şimdi ben onu orada
öylece görmemiş olsam, hani bu dağ başlarında benimkilerden başka da ayak izi
filan yoktur; kime o kadar süslenmiş kime öyle al al allanmış da pullanmış da
orada güneşe gözlerini kısan çocuklar gibi dibinden fışkırdığı taşın ardında
gölgeleniyor? Sonra, bazı bazı hafif esintilerde saçlarını taşın kıyısından
savurup güneşe uzatıyor? Bu al al çiçeklerle yemyeşil manzaranın uyumu kimedir
bu dağ başlarında? Dalgalı bir denizden daha kıvrak toprağıyla, üzerinde
dolaşana balığı ve balıkların hayatını anlatan bu dağ başlarında yalnızca kısa
boylular dolaşabilir; onları da uyaralım: Sakın zıplamayın! Gerçekten de bu dağ
başları göçmek için özel olarak yaratılmışsa buna hiç şaşırmamak gerek. Çünkü
göçmek için oda oda odalanmış, çiçekli; bol çimenli çukurları var.
Çimenli, toprak bir
çukura göçmek ve bundan sonra o çukur nerelere götürürse… Bundan sonra diyorum,
bu senin de en güvenilir desteğin: Tamam, kabul, peki bundan sonra? Böylece
herkes kendi şiirini anlatmak istiyor birilerine, yani asıl olanı yaşayıp
bundan sonrasını anlatmak. Anlatmak, şiirin dibini sıyırmaktır ki en güzel şiir
asla yazılmayacaktır; o yalnızca yaşanacaktır daima. Bunu yalnız ikimiz
biliyoruz, yazarsak şiir olmaz yaşarsak şiir olur. En güzel kulunu hiçbir biye
doğuramayacaktır; ne zaman ki sesine hasretlenir işte o ancak kendi kendini
doğurur o zaman. Böylece ben seni hiç anlatmayacağım; ama sen hep bende
yaşayacaksın bundan sonra. Böylece dünyanın bütün biyeleri sana öykünüp sana
yakınsayacak. Ey bütün ekosistemleri ile beraber dünyanın bütün dağ başları!
İşte bunu, yani baharınızı artık bizden alacağınızı konuşmaya toplandık burada!
Baharınızı o kadar alacaksınız, diğer bütün her şeylerinizi atıp yerine
baharınızı o kadar alacaksınız ki bizden; sizde artık bizden başka ve bizde
artık güzden başka hiçbir şey kalmayacak.
Gönlümde bir kulun sesini arıyor, tümden vahşileşip
yılkılaşıncaya dek dağ başlarına süreceğim onu.
Kucağına yaylalar dolusu
kır çiçekleri diliyorum (bir de kendimi).
Şubat, 2015