18 Kasım, 2017

Aydınlık

3. Bölge Treni’ne

Günümüz aydın
Yolumuz aydın
Gözümüz aydın
Gönlümüz aydın

Sonra seni gördüm
Seni birden görmedim ağır ağır usul usul
Alışarak gördüm seni
Günün bitişi gibi değil ayın doğuşu gibi hafif
Yüz bin yıllar sonra yeniden tanıyarak gördüm
Topuklarına ağzının derinliklerine dek
Bir ağaç gölgesinde aklını seyrederek
Saçlarında çiçeklerle gördüm
Kafanda bir umut
Omzunda bir yelek
Elinde bir çocuk
Dizlerinde yorgunlukla gördüm seni
Papatyalar bilcümle kasımpatı ayrık otları ve gelincik
Şeftaliler mandalinalar incirler zeytinler
Cumaovası Tepecik Selçuk Germencik
Karnı ak sırtı pek kuşlar kırlangıçla leylek ve alakarga
Böylece bunları bir bir geçerek
Önce bunlarla bir bir akça pakçalanarak
Sonra hemencik sana geldim seni gördüm

Sonra sen yanımdaydın üç saat beş saat filan yürüdük
Güneş vardı sonra daha çok sonra daha da çok
Güneş vardı
Sonra güneş battı güneş hiç bu kadar erken batmamıştı
Sonra Germencik Selçuk Tepecik Cumaovası
Kör olası karanlık
Kör olası
Kör olası

Günümüz aydın günümüz sana doğdu
Yolumuz aydın yolumuz sana vardı
Gözümüz aydın gözümüz seni gördü

Gönlümüz aydın gönlümüz sana doğru


Nisan, 2015

15 Kasım, 2017

Tahmis-i Gazel-i Nedim

aynada görünmeyene

Bildiğin tüm ilm-ü âdab kîl-ü kâl olmuş sana
Ol güzelin fiiliyâtı ilmihâl olmuş sana
Ehl-i lezzet-yâb için ne yağ-u bal olmuş sana
"Haddeden geçmiş nezâket yâl-ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı âl olmuş sana"

Sar da ver bed ağzımın tek hâk-i pâyin sorgucu
Elvan elvandır gülistan galiba her bir ucu
Rûzigârdan senle dolmuş misk terindir hartucu
"Bûy-i gül takdir olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana"

Zülfüarus boynunun her bir yanı altın alem
Meste düştüm serbülentken feth olundu ol kalem
Sırr-ı hüsnün üzre hayretten ibaret meşgalem
"Sihr-u efsûn ile dolmuştur derûnun ey kalem
Zülfü Hârût’un demek mümkün ki nâl olmuş sana"

Tîr-i gamzen mahveder cânım savurur her yere
Tîr-i gamzen yakmayan cânım sürün de gir yere
En zifirî yerlerin övmezse dilim sür yere
"Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana"

Ey zavallı tek izimden yüz sürer misin demiş
Günbegün cânın cefâ etsem sever misin demiş
Kablehü tam hüşrubâın hoş eder misin demiş
"Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-aman ey dil ne müşkilter suâl olmuş sana"

Rindlerin mey kâsesi hem zâhidin ayranısın
Zülfikârım yâr-ı nârım gönlümün seyranısın
Dil dil-ârâ nispetinden bu dağın kayranısın
"Sen ne câmın mestisin billah kimin hayranısın
Kendin aldırdın gönül n'oldun ne hâl olmuş sana"  

Bel lebâlebdir ya pekmez ile vû yahut leben
Gonca-leb tattırmadın bir damla su ol kûzeden
Haklısın kavzansa lâzım hiç suâl etmem neden
"Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
La‘lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana"

Yâri gördüm cümle yâranım için ağyâr dedim
Yâr dediğimden vefâ bir zerre olsun görmedim
Şehr içinde yâ Mehemmed gonca bir gül dermedim
"Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dil-ber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana"


Şubat, 2016

Divanyolu, sayı 55, Haziran 2018

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *