20 Eylül, 2015

Kutlu Veda

Eleni Karaindrou’ya

Şimdi ben elbette yine sırtüstü yatmış, yitiksizliğimin ve kazanımsızlığımın yani anadan doğma cesedimle öyleceliğimin tadına vara vara yatağın soğuk çarşafında kollarımı bacaklarımı serinletiyorum ve konu elbette bir şekilde yine sana geliyor. Ben de bunu bekliyordum, teşekkür ederim.
Diyeceğim şu ki, herhangi bir lafımdan dolayı kendini benle konuşmak; bana bir şeyler anlatmak; beni teselli etmek zorunda hissettiysen – hani bazen karşıdaki öyle zavallı bir durumdadır ki başka zaman tek kelime etmeyeceği hâlde sırf karşıdakini o hâlde bırakmamak için konuşmak zorunda kalır insan ya da işte bundan başka canını sıkan başka hareketlerim de olduysa hepsi için özür diliyorum. Gecelerimi günlerimi kalabalıklaştırdın, çok teşekkür ederim. Sen çok güzelsin. Ne yazık bana ki bir kere bile kucaklayamadım seni. Hem öyle güzelsin ki, kendine karşı suçlu olanlar bir tarafa; kendine karşı suçlu olmayanları dahi affettiriyorsun insana. Seni düşünmek ruhuma öyle bir yücelik katıyor ki birden tüm insanlarımı salıveriyorum. Oysa ben o insanları tek tek, sinek avlar gibi tek tek kafalarına gözlerine vura vura; belki hayır daha çok vahşi bir hayvanı avlar gibi bin bir kurnazlıkla yakalamıştım. Üşenmediğim zamanlarda hepsine ayrı ayrı tuzaklar kurmuş bazense sıkılıp hepsini bir anda bacaklarından yakalayıp kafamda hapsetmiştim. Bundan sonra onlara ne çay ne çorba! Gel gör ki sen aklıma düşüverince hepsini birden azat ediyorum kulaklarımdan burunlarımdan salıveriyorum, bunu öyle bir sarhoşluk ve coşkunluk içinde yapıyorum ki; seni düşünmekten sonra tekrar kendime geldiğimde, bütün mahkûmlarını bir gecede kaybetmiş çaresiz bir cezaevi müdürü gibi içime kapanıp küsüyorum. Sonra baltamı kaptığım gibi peşlerine düşüyorum, yakaladıklarımın beşini onunu birden idam ediyorum, oracıkta. Siz olmasaydınız o hep benle olurdu öyleyse alın hakkınızı!
Keşke hep benle olsan. Gerçi sen bunun taraftarı değilsin ama keşke senden iki tane olsa ve biri hep sadece benle olsa. Ne var ki sen bir tanesin hem de birin en tekil halindesin. Bense şimdi şehir görmüş taşralı bir çocuk kadar şaşkınım, yani bütün bu parlak camlardan, bütün bu asansörlü yüksek binalardan neden bizim de yok; yani şöyle senli bir hayat…
Her uyku öncesi kendime dilediğim üzere geçen gün şükür ki senli bir rüya gördüm. Elimi tutmuş, benden gidiyordun. Elimi bırakmadığın için de gidemiyordun. Etraf nasıl geceydi bunu ben bile anlatamam. Gecede sadece elin vardı, bir de önümüzde ardımızda dans eden seyirciler. Yıkık bir duvarın önünde, el ele, zıt yönlere ayrılmaya çalışıyorduk ve gökyüzünde aynı melodi gecenin başından sonuna sürüyordu. Sen gitmeye çırpındığın için sürüyordu çünkü gitme diye sonsuzluğa kesiyordu, yani seni de ancak o an yitirmek üzere bulmuştum tüh yazıklar olsun bana! Bütün bunları acaba sen mi aydınlatıyordun bilmiyorum ama geri kalan her şeyi gece örtüyordu. Bu böylece bir şiir gibi sonsuza dek sürüyordu çünkü sürmediği takdirde ben uyanmışım demekti. Fakat sonra uyandım. Uyandığımı da şundan anladım; çünkü sen yoktun. Ne zaman uyansam sen olmuyorsun, ben böylece evet işte ben yaşıyorum diyorum. Sensiz de yaşanırlığın temrini artık bütün uyanmalarım. Uyandım, tıpkı şimdi yaptığım gibi, vücudumdan ateş kesilen çarşaftan kurtulup yatağın serin serin yerlerinde kollarımı bacaklarımı dinlendirdim. Biraz serinleyince de yine döndü dolaştı sana geldi aklım.
Bir karar verdim: Sensizlikten kurtulacağım. Peki nasıl yapacağım, işte ona da bugün karar verdim. Seni terk edeceğim. Eğer sen beni terk edersen ben bu yılgınlığı kaldıramam sensizliğim katlanır ama vazgeçen ben olursam bir tercih yapmanın sorumluluk bilinci ile bir süre idare edebilirim. Sen beni bırakırsan, yani kendimi buna inandırırsam yine de her sabah ben sensiz uyanacağım. Artık sensiz uyanmamak için ben seni terk etmeliyim. Artık sensizliğe katlanamadığım için terk edeceğim seni. Sensizliği terk edeceğim. Sonra da yatağıma uzanıp, gece gökyüzümüzde saçlarından başlayarak her yana uzanan o melodiyi dinleyeceğim, bir gün sen bensizliği terk edip gelene dek ya da sonsuza kadar.
Belki yanlış bir şey yaptım, belki yapmamam gereken bir şey yaptım yani sana veda ettiğimi zannederek… Senden başka aslında herkese böyle böyle anlatıp sızlanabilirdim o zaman canını sıkmazdım, gerçi canını sıkabildiğimi iddia etmiyorum ama yine de biraz yakınız birbirimize bence. Yani sen de şöyle bir iki adım gelmemişsen de bir dönüp bakmışsındır benden tarafa, yani bunu anlatmaya çalışıyorum insan paçasından asılıp duran bir şeye nedir bu diye bir eğilip bakar, öyle değil mi? Öyle desene. Öyle.
(Sen bana ölü doğmuştun, ben senin kalbini çalıştıramadım.)


Haziran, 2014

2 yorum:

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *